%@ Language=JavaScript %>
|
|
GENEL GEREKÇE (2821) Türkiye’de özgür sendikacılık ve toplu pazarlık düzeninin 1961 Anayasasından sonra yürürlüğe giren 274 ve 275 sayılı yasalarla başladığı bir gerçektir. 1947 yılında kabul edilen 5018 sayılı Yasa işçi ve işveren sendikalarının kurulmasına olanak vermiş ve sendika özgürlüğünün bir kısım esaslarını ülkemize getirmiştir. Ancak bu Yasa tüm işçilere örgütlenme hakkını vermemiş, sendikaları resmi makamların denetimine tabi tutmuş, Türk sendikalarının uluslararası kuruluşlara üyeliğini bakanlar kurulu’nun iznine bağlamıştır. Kaldı ki bu Yasa, özgür toplu pazarlık ve grev-lokavt haklarının yasalarla düzenlenmemesi ya da İş kanunu ile yasaklanması nedeniyle beklenen etkinliği gösterememiştir. Nitekim 1947-1963 döneminde ülkemiz, güçlü bir sendikal hareketin çok uzağında kalmıştır. 1961 Anayasası ile “sosyal devlet” ilkesinin ilk kez Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasına girmesi, iktisadi ve sosyal haklar arasında “sendika kurma”, “grev” ve ” toplu iş sözleşmesi” haklarının açıkça Anayasada yer alması yeni bir sendikalar kanununun çıkarılmasını gerektirmiştir. Bu ihtiyacı karşılamak üzere 1963 yılında 274 sayılı Sendikalar Kanunu kabul edilmiştir. Bu Yasa bir yandan yeni Anayasanın (1961) gereklerini yerine getirirken, öte yandan da sendikaların kısa sürede güçlenmesini amaçlamıştır. Örneğin işçi temsilciliği yerine sendika temsilciliğini getirmiş, üyelik ödentisinin kaynaktan kesilmesine olanak vermiştir. 274 sayılı Yasa toplu pazarlık ve grev hakkını düzenleyen 275 sayılı Yasa ile birlikte, Türk sendikacılığında yeni bir dönemin başlamasında en önemli rolü oynamıştır. Üye sayısındaki hızlı artış, üyelerin çalışma ve yaşama koşullarında reel düzelmeler, etkili bir baskı grubu haline dönüşme bu gelişmeyi açıkça göstermektedir. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra bir kısım sendikaların faaliyetinin durdurulması, 1982 yılında yeni bir Anayasanın yürürlüğe girmesi Türk sendikacılığını da kuşkusuz yakından etkilemiştir. 1982 Anayasasının sendikaların faaliyetine getirdiği çok sayıdaki sınırlama, ister istemez aynı dönemde kabul edilen 2821 sayılı Sendikalar Kanununa yansımıştır. Bu sınırlamalar son yirmi yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) arasındaki ilişkilerde bazı sorunların doğmasına neden olmuştur. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti bu dönemde oldukça sık Normların Uygulanması Komisyonu’nda gündeme alınmıştır. 2821 sayılı Yasada hatta Anayasada zaman zaman yapılan değişiklikler bu durumu kısmen düzeltmiştir. Örneğin sendikaların faaliyet alanına çeşitli sınırlamalar getiren Anayasanın 52. maddesi 23.7.1995 tarihinde 4121 sayılı Yasa ile tümüyle yürürlükten kaldırılmış, aynı değişiklik sırasında 53. maddeye eklenen bir fıkra ile kamu görevlilerine sendikal örgütlenme hakkı verilmiştir. 3.10.2001 tarihli Anayasa değişikliğinde ise sendika kurma hakkı tüm “çalışanlar” a tanınmış ve 51. maddedeki gereksiz ayrıntılar Anayasadan çıkarılmıştır. 2821 sayılı Sendikalar Kanununda da 1983 (Yasa No: 2882), 1988 (Yasa No: 3449), 1995 (Yasa No: 4101) ve 1997 (Yasa No: 4277) değişiklikleri yapılmıştır. Bu değişiklikler sendikal hakların genişletilmesi ve Anayasada yapılan değişikliklere uyum sağlama amacını taşımıştır. Bütün bu çalışmalara karşın ülkemizde sendikal örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılamamıştır. Örneğin özel okul öğretmenleri ile güvenlik hizmetlerinde çalışanların sendikalara üye olma yasağı, özel yasalardaki hükümler nedeniyle, devam etmiştir. Bu yasa taslağı ile özel okul öğretmenlerine ilişkin yasak kaldırılmıştır. Bilindiği gibi güvenlik hizmetlerinde çalışanlarla ilgili yasak ta kısa bir süre önce kaldırılmış bulunmaktadır. Böylece 87 sayılı İLO sözleşmesinin 2. maddesine uyum sağlanmıştır. Bunun gibi sendikaların yönetim ve etkinliklerini serbestçe düzenleme hakkı çerçevesinde üyelik ödentisine konulan üst sınır kaldırılmıştır. Öte yandan Avrupa normlarına uyum sağlanması da bu yasanın hazırlanmasında dikkate alınan bir başka husus olmuştur. Örneğin sendika kurucusu olabilmek için Türk vatandaşı olma koşulu kaldırılmıştır.Böylece Avrupa Sosyal Şartının 19. maddesine uyum sağlanmıştır. Sendika içi demokrasinin daha iyi işleyebilmesi de bu yasanın hazırlanmasında izlenen bir başka amaç olmuştur. Bu nedenle sendikaların şube genel kurullarına katılacak olan delege seçimlerine itiraz yolu açılmış;ayrıca tüm genel kurulların üç yılda bir yapılması uygun görülmüştür. Sendikalar yasasında değişiklik yapılmasını öngören bu Yasanın bir başka amacı da uygulamada karşılaşılan sorunları çözüme kavuşturmak olmuştur. Bunlardan biri sendika yönetimine seçilmelerinden dolayı iş ilişkileri sona eren profesyonel sendika yöneticilerinin durumudur. Yargı kararlarında da kesin bir sonuca ulaşılamamış olan bu soruna profesyonel yöneticilerin iş sözleşmelerinin askıda kalacağı hükmü ile, bir çözüm getirilmiştir. İş ilişkisi devam eden sendika yöneticilerinin de işyeri sendika temsilcilerine sağlanan güvenceden yararlanabilecekleri kabul edilmiştir. Bu konuda bir başka önemli yenilik, sendikaların denetiminin 87 sayılı sözleşmeye ve Sendika özgürlükleri Komitesinin içtihatlarına aykırı düşmeyen yeni bir yöntemle yapılabilmesidir. Bu husustaki yenilik yeminli mali müşavirlerin denetimidir. İşkollarının yeni bir düzenlemeye tabi tutulması, uzun süreden beri, bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak bunların sayısı 18’ye indirilmiştir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun genel sistematiğini bozmadan, Türk mevzuatını ILO ve Avrupa normlarına yaklaştırmak, sendika özgürlüğünü uluslararası normlara uydurmak, uygulamada karşılaşılan sorunları daha sağlıklı çözümlere kavuşturmak bu yasanın başlıca amaçları olmuştur. |
|
© Copyright 2003. All rights reserved. Contact: Kaan & Ufuk Powered by Kaan Benokan |