SİYASİ KRİTERLER

ekonomik ve sosyal haklar 

Cinsiyet eşitliği konusunda yapılmış  bir seri reform, kadın ve erkekler arasındaki eşitliği güçlendirmiştir.  Anayasanın 10’ncu maddesi  kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olacağını ve devletin, bu eşitliği yürürlüğe koymasını sağlamak üzere görevli olduğuna dair hüküm içermektedir. Yeni Ceza Kanunu, “töre cinayetleri”, cinsel saldırı ve bakirelik testi gibi  hususlar bakımından genellikle ilerici hükümler taşımaktadır.  Ayrımcı muamele ve aile içi şiddet sorununu çözmeye yönelik olarak yasal ve pratik inisiyatiflere rağmen, bu alan temel bir problem olmaya devam etmektedir. Bu konuda sürdürülen çabalar, kadının toplumda eşit bir yer almasının sağlanmasını gerektirmektedir.  

Yeni Ceza Kanunu, “gelenek ve töre” tarafından motive edilen insan hayatına kasteden suçlar için hayat boyu mahkumiyet öngörmekte ve bu hükmün “töre cinayetleri” diye tanımlanan durumlarda uygulanacağı görülmektedir. Evlilik içinde cinsel saldırı, kurbanın resmi yetkililere  şikayette bulunması durumunda, yasal bir araştırmaya ve hükme yol açabilir. Kanun, çok eşlilik ve dini nikahlar konusundaki hapis cezalarında çok az artış öngörmektedir. Bakirelik testi konusunda ise, yeni Kanun, mahkeme kararı bulunmasa da, bu türden testlerin yapılmasını emreden ve uygulayanlar için hapis cezası öngörmektedir. Bununla birlikte, kadın sivil toplum örgütlerinin taleplerinin aksine hala  testin uygulanacağı kadının rızasının alınması bir zorunluluk değildir. 

Başbakanlık Ocak 2004 tarihinde, kamu hizmetlerinde işe alımlarda cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak  bir genelge yayınlamıştır.  Bununla istihdamda ayrımcılığın etkili bir şekilde engellenmesini amaçlayan mevzuatın benimsenmesinde sınırlı bir ilerleme sağlanmıştır (ayrıca Bölüm 13-Sosyal Politika ve İstihdama bakınız).     

Bir çok kadın, aile içinde fiziksel ve psikolojik şiddetin değişik çeşitlerine maruz kalmaktadır. Bunlar, cinsel kötüye kullanım, zorla ve sıklıkla erken evlilikler, resmi olmayan dini nikahlar, çok eşlilik, kadın ticareti, ve “töre cinayetleri”ni içermektedir. Güvenlik güçleri tarafından gözaltındaki kadınlara karşı yapılan şiddet gittikçe azalmaktadır.  

Kadınlara karşı şiddet konusunda artan bir bilinç vardır ve buna karşı bazı baskılar uygulanmaktadır. Mart 2004 tarihinde, bir hakim, Şanlıurfa’da “töre cinayeti”ne karşı hayat boyu hapis cezası vermiş ve sözkonusu suçun işlenmesine ortaklık eden aile bireylerine de uzun hapis cezası uygulamıştır. Şubat 2004 tarihinde, Diyanet, imamları bilgilendirmiş ve Cuma vaazları sırasında “töre cinayetleri”ne karşı vaazlar vermelerini sağlamıştır. Bu, Ocak 2004 tarihinde Diyanetin imamlara, resmi nikah olmadan, resmi olmayan dini nikah kıymamaları konusundaki talimatının ardından gerçekleşmiştir.  

Diyanet, İslamiyet’de kadının rolünün geliştirilmesi konusunda aktif bir şekilde çalışmakta ve kadınları müftü olarak atamaktadır. Buna ek olarak, camilerin iç dizaynı, dini törenlerde kadınların katılımını daha kolaylaştırmak için değiştirilmiştir.  

Ailenin Korunması Hakkındaki 1998 tarihli Kanun, sınırlı bir uygulama alanı bulunmaktadır ve yeter derecede uygulanmamaktadır. Aile içi şiddet bağlamında, güvenlik kuvvetleri çoğunlukla kadınların şikayetlerini araştırmakta yetersiz kalmaktadır. Kadın sivil toplum örgütleri kadınlar için koruma evleri ve danışmanlık hizmetlerinin sağlanması konusundaki ihtiyaca vurgu yapmaktadırlar. Bugün için Hükümetin uygulamaları yetersiz olarak düşünülmektedir (bugün için sadece 9 merkez vardır). Temmuz 2004 tarihinde Parlamento’da kabul edilen  Belediyeler Kanunu, nüfusu 50.000’nin üstünde olan belediyeler için kadın ve çocuklar için koruma evleri öngörmektedir.  

Kadın, eğitim eksikliği ve yüksek cahillik oranları nedeniyle ayrımcı uygulamalara maruzdur (Türkiye’deki kadınların % 19’u okur-yazar değildir ve Güneydoğu’da bu oran ciddi bir şekilde daha yüksektir). Güneydoğu’nun bazı illerinde, ilköğretime kızların % 62’sinin, ortaöğretime ise sadece % 50’sinin kaydolduğu rapor edilmektedir. Güneydoğunun bazı bölümlerinde yaygın bir şekilde kızların nüfus kayıtlarının olmaması bu duruma katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, okul ders kitaplarında kadın portresi bu ayrımcılığı güçlendirmektedir. 

Temmuz 2004  tarihinde, kadın çalışanlara analık izninin 16 haftaya çıkarılmasına ilişkin Tüzük (2003 tarihli İş Kanunu ile paralel olarak) benimsenmiştir. Bununla birlikte, Türkiye henüz istihdam edilen kadının analığı halinde korunması hakkına ilişkin Avrupa Sosyal Şartının 8. maddesini kabul etmemiştir.  

Yaklaşık 10 yıldan beri beklemekte olan  Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nü kurmaya yönelik Kanun, hâlâ kabul edilmemiştir. Bunun sonucu olarak, bu bölümün işlevselliği ciddi oranda engellenmiştir. Örneğin, daimi eleman alma ve uluslararası faaliyetlere katılma imkanı bulunmamaktadır.  

Kadınlar, seçilmiş organlarda ve Hükümette çok az sayıda temsil edilmektedirler (Parlamentonun % 4’ü ve bir Bakan). 2004 yerel seçimlerinde, 3209 erkek belediye başkanı ile kıyaslandığında sadece 25 kadın belediye başkanı seçilmiştir. Parlamento İç Tüzüğünün kadın memurların pantolon giymeleri konusundaki engel hükmü hâlâ kaldırılamamıştır.  

Engellilerin hakları ile ilgili olarak, Temmuz 2004 tarihinde, 50 ve üzeri işçi çalıştıran kamu kurumlarında en az % 3 engelli ve eski mahkum çalıştırılmasına yönelik bir genelge yayınlanmıştır. Resmi rakamlara göre, geçen yıldan beri, işe alınan engelli sayısında önemli bir artış bulunmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye hâlâ engellilerin haklarına ilişkin Avrupa Sosyal Şartının 15. maddesini kabul etmemiştir.  

Çocuk hakları konusunda, ILO’nun Çocuk İşçiliğinin En Kötü  Biçimlerinin Önlenmesi Acil Eylem Sözleşmesine katılmasına ve mevzuatta bazı değişiklikler yapmasına rağmen, çocuk işçiliği hâlâ önemli bir sorundur. Çocukların, özellikle kızların eğitim hakkına saygı gösterilmemekte ve sokak çocukları meselesi bazı bölgelerde ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir.  

ILO’ya göre, 6 yaş ile 15 yaş arasında çalışan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu, zorunlu eğitim yaşının 15’e yükseltilmesi ve ILO-IPEC programının başarılı bir şekilde uygulanmasındandır. Türkiye, İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin 138 sayılı ILO Sözleşmesi ve 182 sayılı Çocuk İşçiliğinin En Kötü  Biçimlerinin Önlenmesi Acil Eylem Sözleşmesini onaylamıştır. Bununla birlikte, 15 yaşın altında çocuk çalıştırılmasını yasaklayan Mayıs 2003 tarihli İş Kanunu,  deniz ve hava ulaştırması veya 50 işçiden az çalıştıran tarımsal işletmeler gibi bazı sektörlere uygulanmamaktadır.  

Türkiye, 2003 tarihli İş Kanunu ve Nisan ve Haziran 2004 tarihli ilgili yönetmeliklerle işyerindeki gençler konusundaki AB mevzuatının bir dizi hükmünü mevzuatına kazandırmıştır. Türkiye, hâlâ Avrupa Sosyal Şartının 7. maddesi (çocukların ve gençlerin korunma hakları) ve 17. maddesini (Çocukların ve gençlerin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı)  kabul etmemiştir. 

Okula devamlılık Güneydoğu’daki kırsal alanlarda oldukça düşüktür. Ayrıca, resmi olmayan dini nikahlar nedeniyle doğan çocuklar, resmi “kimlikleri” olmaması nedeniyle, çoğunlukla okullara kabul edilmemektedirler. Haziran 2003 tarihinde, Hükümet, UNICEF ile birlikte, temel öğretimdeki kızların sayısının erkeklere oranla % 7 daha az olması nedeniyle, kızların eğitiminin arttırılmasını amaçlayan bir eğitim kampanyası başlatmıştır. Bu program, Güneydoğu’daki bir çok ilde kızların kayıtlarının sayısında artışa yol açarak, pozitif bir etkisi olmuştur.    

Sokak çocukları meselesi hâlâ önemli bir sorundur ve sayıları gittikçe artmaktadır.  

Birleşmiş Milletlere 2002 Mayıs ayında sunulması gereken Çocukların Hakları konusundaki Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin uygulanması konusundaki periyodik rapor, hâlâ BM’ye ulaştırılmamıştır.  

Yeni Ceza Kanununda yer alan, rızaya dayalı cinsel ilişkide bulunan 15-17 yaş arasındaki çocuklar için hapis cezası öngören madde söz konusu anlaşmanın ihlali sayılabilir. 

Sendikalar ile ilgili olarak grev hakkını içeren örgütlenme ve toplu görüşme hakkı konusunda  kısıtlamalar bulunmaktadır. Türkiye hala İLO standartlarının gerisinde bulunmaktadır. Genel olarak Türkiye tüm düzeylerde sosyal diyaloğun güçlendirilmesine ve sosyal katılım kültürünün geliştirilmesine ihtiyaç duymaktadır. 

Türkiye henüz Avrupa Sosyal Şartının 5.maddesini (örgütlenme hakkı) ve 6.maddesini (toplu görüşme hakkını) kabul etmiş değildir. 2001 yılı Haziran ayında yürürlüğe giren Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu belirli kamu görevlisi gruplarının örgütlenme haklarını kısıtlamakta  ve toplu görüşme ve grev hakkını içermemektedir. 2004 yılı Haziran ayındaki düzenlemeler sendika üyeliği ile ilgili prosedürlere açıklık getirmekte ancak bu sorunlara değinmemektedir. Özel sektöre gelince üyelik prosedürleri sıkıntılı ve maliyetlidir. Toplu görüşme hakkı için  sendikanın, işyeri çalışanlarının en az %50 sini veya ülke çapında ilgili sektördeki işçilerin %10 unu  örgütlemiş olması gerekmektedir.  

Sendikal haklar konusunda, örneklemek gerekirse özellikle lastik ve cam sektörlerinde yaşandığı gibi grev ve gösteri yürüyüşünün iptali ve ertelenmesi gibi bir çok kısıtlayıcı olay bulunmaktadır. 

Azınlık hakları, Kültürel haklar ve Azınlıkların korunması 

Türk makamlarına göre, 1923 tarihli Lozan Anlaşması çerçevesinde Türkiye’deki azınlıklar yalnızca gayri müslim topluluklardan oluşmaktadır. Lozan anlaşması çerçevesinde otoritelerce  azınlık olarak değerlendirilenler Yahudiler, Ermeniler ve Rumlardır. Bununla birlikte Türkiye’de içerisinde Kürtlerin de  yer aldığı diğer topluluklar da bulunmaktadır. Bu bakımdan Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler medeni ve siyasi haklar sözleşmesi ve eğitim hakkı ve azınlık hakları konusundaki Birleşmiş Milletler Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile ilgili çekinceleri, azınlık haklarının korunması konusunda daha fazla gelişmeyi engellemek için kullanılabilen kaygı verici sorunlar teşkil etmektedir. 

Ulusal azınlıklar alanında AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) Yüksek Komiserinin 2003 tarihinde ulusal azınlıkların durumları konusunda diyalog başlatılması amacıyla Ankara’ya yaptığı ziyaret henüz devamlı bir zemine oturtulamamıştır.  Ulusal azınlıklar konusunda Yüksek Komiser, azınlıklara muamele alanında Türkiye’nin modern uluslararası standartlara tam uyum sağlamasına yardımcı olma konusunda önemli bir rol oynayabilirdi.   

Yukarıda ifade edildiği gibi, Türkiye Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesini ve Bölgesel ve Azınlık Dilleri için Avrupa Şartını onaylamamıştır. Kamu otoritelerince Ayrımcılığın genel olarak yasaklanması konusundaki ECHR (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ile ilgili 12 nolu ek protokol onaylanmış değildir. 

Ocak 2004 tarihinde Hükümet Azınlıklarla ilgili olarak güvenlik soruşturması yapılması amacıyla 1962 tarihli gizli bir kararname ile kurulan “azınlıklar için ikinci komisyon” u kaldırmıştır. Yeni kurulan “Azınlık Sorunları Değerlendirme Birimi” gayri müslim azınlıkların problemlerinin ortaya konması amacıyla oluşturulmuştur. Bu Birim, İçişleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanından oluşmaktadır. Bununla birlikte  Azınlıklar için İçişleri Bakanlığı Güvenlik Birimi içerisinde kurulan birim hala Azınlıklarla ilişkilerden sorumlu birim olmaya devam etmektedir. Azınlıklar belirli pratik ayrımcılıklara maruz kalmaktadırlar. Azınlıklara mensup kişilerin idarede yüksek pozisyona gelmede ve askeriyede görev almada zorluklarla karşılaştıkları bildirilmektedir. 

2003-2004 öğretim yılı tarih kitapları hala azınlıkları güvenilmez, hain ve devlete zarar veren olarak nitelendirmektedir. Bununla birlikte  resmi otoriteler okul kitaplarındaki ayrımcı dili yeniden gözden geçirmeye başlamışlardır. Mart 2004 tarihinde, okul kitaplarında  ırk, din, cinsiyet, dil, etnisite, felsefi inanç, veya din temelinde  ayrımcılık yapılmaması gerektiği konusunda bir yönerge yayınlanmıştır.  

Resmi otoritelerle Yahudi, Rum ve Ermeni okullarında çifte yöneticilik konusunda  diyalog süreci (Bu okulların Müdür Yardımcısı Milli Eğitim Bakanlığının temsilcisi olarak Müslümandır. Müdürden daha fazla yetkilere sahiptir.) devam etmektedir. Nisan 2004 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı  Azınlıklara mensup çocukların annelerinin beraberinde bu okullara katılabileceğini bildirmiştir. (Daha önceden yalnızca babaları ile beraber katılabilmekte idiler). Bununla birlikte bu anne babaların mensup oldukları azınlıkların statüsü Milli Eğitim Bakanlığı’nın değerlendirmesine tabi olacaktır. Rum topluluğu  yeni öğretim materyallerinin uygulamaya geçirilmesi ve yurt dışında öğrenim görmüş olan öğretmenlerin tanınması konularında problemlerle karşılaşmaktadırlar. Üstelik 2003 tarihli İş Kanununa aykırı olarak ve Türk meslektaşlarının durumuna göre kısıtlayıcı olarak Rum Azınlığa mensup öğretmenlere sadece tek bir okulda eğitim verme izni tanınmaktadır. Ermeni Topluluğu Ermeni dilinde öğrenim konusunda adaletsizlikler bulunduğuna endişelerini ifade etmişlerdir. 

Süryaniler gibi  resmi otoritelerce her zaman Lozan Anlaşması çerçevesinde  gayri müslim azınlık olarak değerlendirilmeyen azınlıkların hala okul açmalarına izin verilmemektedir. Gökçeada’daki Rum azınlığı okullarının yeniden açılması ile ilgili prosedürlerin  adil ve şeffaf olmadığı ve ve malların müsaderesine yol açtığı bildirilen mevcut yer tescili konusunda güçlüklerle karşılaşmaktadır. 

Romanların Türkiye’ye göçmen olarak girmelerini engelleyen mevzuat hala  yürürlüktedir. Bununla birlikte Aralık 2003 tarihinde Vatandaşlık Kanununun uygulanması konusundaki sirküler vatandaşlık müracaatında başvuru sahibinin “çingene” olup olmadığı konusundaki bildirim zorunluluğunu kaldırdı. Romanların uygun konut edinmede zorluklarla karşılaştıkları ve sosyal olarak dışlandıkları bildirilmektedir. 

MÜKTESEBATIN ÜSTLENİLMESİ 

kişilerin serbest dolaşımı 

Bu bölüm altında mevzuat, mensup oldukları ülkede değil de yasal olarak çalışmış oldukları ülkedeki çalışan işçilere ayrımcılık yapılmamasını ortaya koymaktadır. Üye ülkeler arasında idari işbirliğini gerektiren bu durum, sosyal güvenlik haklarının birleştirilmesini veya transferini içermektedir. Belirli mesleklerin pratiğe geçirilmesini kolaylaştırmak için mevzuat, aynı zamanda diploma ve niteliklerin karşılıklı olarak tanınması ile ilgili özel kuralları da içermektedir. Bazı meslekler için bir Avrupa Birliği üyesi ülkesinde otomatik olarak tanınan niteliğe sahip olmak için uyumlaştırılmış eğitim programlarının izlenmesi gerekmektedir. Üstelik  bu alan, herhangi bir üye devletteki Avrupa Birliği vatandaşlarının seçme ve ikamet haklarını da kapsamaktadır. 

Son düzenli rapordan itibaren kaydedilen gelişme 

Bu bölümde raporlaması yapılan dönemden itibaren çok az gelişme  sağlanmıştır. 

Mesleki niteliklerin karşılıklı tanınması, vatandaşların hakları veya sosyal güvenlik sistemlerinin gelecekteki düzenlemesi alanlarında hiçbir gelişme kaydedilememektedir. 

İşçilerin serbest dolaşımı ile ilgili olarak Eylül 2003 ve Nisan 2004 aylarında yabancı vatandaşlar için işyerinde çalışmalarına izin veren 2 uygulama yönetmeliği kabul edilmiştir. 

İdari kapasite ile ilgili olarak kamu istihdam hizmetlerinin modernizasyonu projesine girişilmiştir. Başka herhangi bir gelişme kaydedilememiştir.  

Genel Değerlendirme 

Türkiye’nin hali hazırda akademik diplomaların ve mesleki niteliklerin tanınmasını sağlayan yasal bir temel ortaya koyması gerekmektedir. Halihazırda, milliyet, ikamet ve dil koşullarına dair hükümler bulunmaktadır. Bunların kaldırılması gerekmektedir. Mevzuatın, meslekler için asgari eğitim zorunluluğunu ve eğitimin koordinasyonunu düzenleyen özel direktiflerle          (6 sağlıkla ilgili meslek ilave olarak mimarlar) ve ayrıca niteliklerin tanınması hakkındaki direktif (Aynı meslekler ve buna ilaveten genel sistem direktifince kapsama alınanlar ve avukatlarla ilgili iki direktif) ile uyumlu olarak standart geliştirmesi gerekmektedir. 

Ulusal mesleki standartlar biriminin kurulmasını da içeren idari kapasitenin, özellikle bugünkü üye devletlerde geçerli niteliklerin tanınmasını sağlamak için önemli ölçüde kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.   

Türkiye, halihazırda yabancı işçilerin serbest dolaşımı üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak için mesleki organizasyonların yapısını ve bir çok kanunu yeniden gözden geçirmelidir. Kamu istihdam hizmetlerinin  gelecekte  EURES- Avrupa İstihdam Hizmetleri Ağına dahil olacağı düşünüldüğünde, uygun şekilde güçlendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.  

Sosyal Güvenlik Sistemlerinin koordinasyonu ile ilgili olarak Türkiye’nin sosyal güvenlik sistemindeki reform çabalarına devam etmesi ve idari kapasiteyi güçlendirmesi gerekmektedir. 

Sonuç 

Müktesebat  ile uyum başlangıç aşamasındadır. 

Türkiye hali hazırda bu bölümde ortaya konan tüm alanlarda mevzuatını uyumlaştırmak ve kurumlarını güçlendirmek için çok fazla çalışmalıdır.         

SOSYAL POLİTİKA VE İSTİHDAM 

Sosyal alandaki müktesebat, iş hukuku, iş hayatında kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması, iş sağlığı ve güvenliği gibi alanlarda asgari standartları kapsamaktadır. Kamu sağlığında (tütün kontrol ve izlenmesi ve bulaşıcı hastalıkların kontrolü) ve son zamanlarda  ırk ve etnik köken, din ve inanç, özürlülük, yaş veya cinsel yönelim açısından ayırım yapmama alanlarında da bağlayıcı özel kurallar geliştirilmiştir. Avrupa Sosyal Fonu Avrupa İstihdam Stratejisinin uygulamasını destekleyen ana mali araç olup bu aynı zamanda sosyal dışlanmaya karşı mücadelede de katkıda bulunmaktadır. Üye ülkeler Avrupa düzeyindeki sosyal diyaloğa ve istihdam politikası, sosyal dışlanmayla mücadele ve sosyal koruma alanlarındaki AB politikası sürecine katılmaktadırlar.

Son İlerleme Raporundan Günümüze Kadar Gelişmeler 

Son İlerleme Raporundan bu yana, Türkiye sosyal politika ve istihdam alanında, özellikle iş sağlığı ve güvenliği alanındaki mevzuatın uyumlaştırmasıyla ilgili olarak, ilerleme kaydetmiştir.  

İş hukukunun daha da uyumlaştırılması konusunda Mayıs 2003 tarihinde bir çok uygulama yönetmeliği yayımlanmıştır. İş süreleri, fazla çalışma, vardiyalı çalışmaya dair uygulama yönetmelikleri 2004 Nisan ayında yürürlüğe girmiştir. Geçici veya sürekli istihdam alanında mesleki iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına dair yönetmelik Mayıs 2004 ayında yürürlüğe girmiştir. Genç işçileri korumayı amaçlayan müktesebata uyum sağlanması için çocuk ve gençlerin istihdamına dair yönetmelik Nisan 2004 ayında yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik farklı iş şekilleri için asgari çalışma yaşını, uygun alanları ve işveren ve devletin sorumluluklarını tanımlamaktadır. Ağır ve tehlikeli işlere ilişkin yönetmelik 2004  Haziran ayında yürürlüğe girmiştir. Çalışan Çocuklar Bölümünün kurumsal ve idari kapasitesi güçlendirilmiştir. 

Kadın-erkek eşitliği ile ilgili olarak, Mayıs 2004 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile “Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Devlet bu hakkın hayata geçirilmesinden sorumludur” hükmü getirilmiştir. Yeni İş Kanunu ile ilgili olarak, Türk mevzuatını bu alandaki müktesebata uyumunu sağlamak için hamile ve emzikli kadın işçilerin çalışma koşulları, kadınların gece işlerinde çalışma koşullarıyla ilgili ek uygulama Yönetmelikleri  Temmuz ve Ağustos 2004 aylarında  kabul edilmiştir. Temmuz 2004 tarihinde devlet memurlarına 16 haftalık analık izni verilmesine dair kanun benimsenmiştir. 

İş sağlığı ve güvenliği alanında, ilgili müktesebatın uyumu için birçok yönetmelik yayımlanmıştır. Çerçeve Direktifin uyumunu amaçlayan bir Yönetmelik Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu alana yönelik olarak bir çok Yönetmelik Aralık 2003, Şubat 2004 ve Temmuz 2004 tarihlerinde kabul edilmiştir. Bu düzenlemelerin büyük bir çoğunluğu yayımlandıkları tarihte, titreşim, gürültü ve asbestle ilgili olanlar ise daha sonra yürürlüğe girecektir. 

Sosyal diyalog ile ilgili olarak, “Üçlü Danışma Kurulu”nun çalışmasıyla ilgili bir yönetmelik Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kurul, işçi ve işveren temsilcilerini de içeren daimi üçlü yapıda olup Mayıs 2004 tarihinde ilk toplantısını yapmıştır. Kurul iş hayatıyla ilgili konular, taraflar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve mevzuatın izlenmesi hususlarında tavsiyelerde bulunmuştur. Kamu Çalışanları Sendikaları Kanununda üyelik usullerini basitleştiren bazı değişiklikler Haziran 2004’te kabul edilmiştir. 

İstihdam politikası alanında, ortalama işsizlik 2002’de 10.3 %’den 2003’de % 9’a düşmüştür. Kadın işsizlik oranı 2003’de % 7.3 iken erkek  işsizlik oranı % 9.5’dur. Toplam istihdam oranı 2002’de 45.5 % olarak gerçekleşmiş olup 2000’den beri düşmektedir. Erkek istihdam oranı 2000 yılındaki % 70 oranından 2002’de 65.5%’e düşmüştür. Kadınlarda ise istihdam oranı 25.5 % olmuştur. İŞKUR kapasitesini geliştirme çabalarına devam etmektedir. Komisyon ve yetkili Türk makamları arasında İstihdam Politika Öncelikleri için Ortak Değerlendirme Belgesinin taslak çalışmaları devam etmektedir. 

Sosyal dışlanmayla mücadele hakkında, 50’den fazla içi çalıştıran kamu kurumlarında çalışanların en az %3’ünün özürlü veya eski hükümlülerden oluşmasına yönelik bir genelge Temmuz 2004’te yayımlanmıştır. 

Sosyal koruma konusunda Haziran 2004’te Sosyal Güvenlik Kanununda yapılan bir değişiklikle, asgari prim katkısının asgari ücret temelinde hesaplanmasına başlanmıştır. Temmuz 2004’te Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda yapılan değişiklikle bu hizmetlerin kapsamı geliştirilmiştir. 

Ayrımcılıkla mücadele hakkında  herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının idari kapasitesi ile ilgili olarak kalifiye personel istihdam işe alınmıştır. Kalite yönetimi sisteminin ilk sonuçları örgütsel yapının gelişmesine yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir 

Genel Değerlendirme 

İş Hukuku alanında her ne kadar iyi bir ilerleme kaydedilmiş olsa da ilgili müktesebat ile uyumlaştırılma ve uyumlaştırılan mevzuatın etkin biçimde uygulanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. 

Türkiye’nin bazı direktiflerin uyumlaştırılmasında ise halihazırda eksiklikleri mevcuttur. Özellikle toplu işten çıkarma, işyerinin devri, istihdam koşulları hakkında işçilerin bilgilendirilmesi ve iflas halinde işçilerin korunmasına ilişkin direktiflerin uyumlaştırılmasında eksiklikler bulunmaktadır. 

Özellikle işyerinin devri ve toplu işten çıkarmalarda işçilerin bilgilendirilmesi ve danışılmasına ilişkin direktiflerinin uyumlaştırılması henüz yapılmamıştır. 

Bununla birlikte bazı sektörler (örneğin 50 den az işçi çalıştıran tarım işyerleri gibi) halen İş Kanunu kapsamı dışında tutulmaktadır. Bu durum müktesebat ile aykırılık olarak değerlendirilmektedir. 

Sektörel çalışma süreleri direktifi, Avrupa İş Konseyleri Direktifi ve işçilerin geçici olarak yurtdışında görevlendirilmesi direktifi de uyumlaştırılmayı beklemektedir. Yeni çıkan direktifler ile ilgili olarak Türkiye’nin uyumlaştırma çalışmalarına başlaması gerekmektedir.   (Avrupa Şirket statüsünü kuran Direktif, Avrupa İşbirliği Toplumu Direktifi, Bilgilendirme ve Danışma Direktifi). Yeni İş Kanununun etkin biçimde uygulanmasına özel bir dikkat gösterilmelidir. 

Türkiye çocuk işçiliği ile mücadeleye devam etmelidir ve özellikle İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan tarım gibi sektörlerde çocuk işçiliğini önleyecek şekilde ilgili müktesebat tam olarak uyumlaştırılmalıdır. (B.1.3 İnsan hakları ve azınlık haklarının korunmasına ilişkin bölüme bakınız) 

Kadın-Erkek Eşitliğine ilişkin olarak yeni İş Kanununun kabulü, anayasal düzenleme ve Yönetmelik bazındaki düzenlemeler ile ilerleme kaydedilmiştir. Özellikle ebeveyn izni, eşit ücret, istihdama giriş, ispat yükümlülüğü ile zorunlu ve mesleki sosyal güvenlik alanlarındaki eşitlik konularında daha ileri uyumlaştırma gereklidir. 

İş Kanunun kapsamı halihazırda dışarıda tutulan bazı sektör ve işletmeleri de içine alacak şekilde genişletilmelidir. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğünün Kuruluş Kanunu halen kabul edilmemiştir. 

İlgili yasaların etkin olarak uygulanması ve cinsiyet eşitliğinin ekonomik ve sosyal hayatta geliştirilmesi için daha ileri bir çabaya ihtiyaç bulunmaktadır (B.1.3 İnsan hakları ve azınlık haklarının korunmasına ilişkin bölüme bakınız). 

Her ne kadar halen bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyorsa da İş Sağlığı ve Güvenliği alanında oldukça dikkate değer bir ilerleme kaydedilmiştir. Bu alandaki mevzuat kamu sektörünü de içine alacak şekilde genişletilmeli ve asbest ile gürültüye ilişkin düzenlemeler müktesebatın bugünkü haline uygun şekilde uyumlaştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. 

Müktesebatın etkin şekilde uygulanması ve bunun için de özellikle bilgilendirme ve bilinç oluşturmaya yönelik eğitimlerin yapılması gerekmektedir. 

Sosyal diyalog ile ilgili olarak, acilen sendikal hakların tam olarak sağlanması gerekmektedir. Toplu sözleşme yapabilmek için konulmuş olan barajların kaldırılması, kamu sektöründe çalışanlar için grev ve toplu sözleşme hakkının sağlanması ve bazı kamu sektörü çalışanları için mevcut bulunan sendikaya üye olma yasağının kaldırılması gerekmektedir. Önceki 2003 ilerleme raporunda da belirtildiği üzere özel sektör başta olmak üzere halihazırda hemen hemen hiç olmayan ikili sosyal diyaloğun (işçi-işveren) güçlendirilmesine  önemli bir ihtiyaç bulunmaktadır. 

Toplu sözleşme yapan işçilerin oranı (sendikalı işçiler) oldukça düşüktür. 

Sosyal taraflar ile danışma konusunda Ekonomik ve Sosyal Konseyin etkinliği arttırılmasına yönelik olarak yapılan reformların (bunların arasında Ekonomik ve Sosyal Konseyde devlet temsilcilerinin ağırlığının azaltılması da dahil) uygulanması gerekmektedir. Sosyal diyaloğun geliştirilmesi için özel sektör, kamu otoriteleri ve sosyal taraflar yükümlülüklerini yerine getirmeli ve bunun önündeki engellerin kaldırılması ve fonksiyonunun güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. 

Halk Sağlığı ile ilgili olarak ulusal Bulaşıcı Hastalıklar takip (gözetim) ve Kontrol planı geliştirilmelidir. Bununla ilgili yapılacak düzenleme Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Topluluk Bilgi ağına uyum sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Konu ile ilgili olarak bariz bir kapasite geliştirme ihtiyacı bulunmaktadır. 

Tütün, kağıt, kan ve hücreye ilişkin Topluluk mevzuatı uyumlaştırılmalıdır. Toplumun AB ortalamasının altında olan  genel sağlık durumunun geliştirilmesi  için gerekli önlemler alınmalıdır. Toplumdaki sağlık statüsündeki farklılıklar, tedavi hizmetlerine ulaşım, kaynakların etkin kullanılamaması ve hizmetlerin iyi yönetilememesi bu sektördeki başlıca sorunlardır. Sağlığa ayrılan kaynakların arttırılması çabalarına devam edilmelidir. 

Türkiye, AB istihdam stratejisine uygun bir ulusal istihdam politikası belirleme çabalarına devam etmelidir. İstihdam oranlarında özellikle kadın ve genç istihdamındaki düşüklük, kayıtdışı ekonominin fazlalığı ve köy(kırsal)/kent istihdam piyasasındaki farklılık bugünkü en önemli problemlerdir. Ülkenin karşı karşıya bulunduğu istihdam problemlerinin tespiti ve istihdam politikasının AB ile uyumlu hale getirilmesinin bir adımı olan Ortak Değerlendirme Belgesi (JAP) çalışmaları gayretle devam ettirilmelidir. Ekonomik ve Sosyal Uyum alanında kullanılacak katılım öncesi yardımlar bu çalışmayı desteklemeli ve JAP belgesinde belirlenen eksiklikler ve zayıflıkları  gidermeyi hedef almalıdır. 

AB hedeflerini göz önünde bulunduran ve sosyal içermenin geliştirilmesini hedefleyen bir Ulusal Bütünleştirme Stratejisinin geliştirilmesine halen ihtiyaç bulunmaktadır. 2002 rakamlarını içeren Hanehalkı Gelir ve Tüketim Harcamaları indeksi ile 1994 yılında yapılan aynı nitelikteki incelemeden 1994 yılından 2002 yılına kadarki dönemde yoksulluğun arttığı tespit edilmektedir. Yoksulluk riski oranı, sosyal transferler yapılmadan önce, AB ortalamasının altında olduğu halde, sosyal koruma sisteminin çok sınırlı bir role sahip olduğu anlaşılmaktadır. Zira, Türkiye’deki tüm harcamalar (transferler) yapıldıktan sonra, ortaya çıkan yoksulluk riski oranı (%25) 2001’deki AB ortalamasının (%15) oldukça üzerindedir.  

Sosyal içermenin geliştirilmesi ile ilgili kurumlar dağınık yapıdadır ve faaliyetleri arasında yeterli koordinasyon bulunmamaktadır. Bu süreçte tüm devlet kurumlarının ve tarafların bütüncül bir yaklaşımla hareket ettirilmesi önemlidir. Yoksulluk ve sosyal dışlanma alanında istatistik çalışmalarının AB endikatörleri ile uyumlu hale getirilmesi çabalarına devam edilmelidir. Özürlülerin durumunun geliştirilmesine yönelik olarak yapılması gerekenler vardır. Özürlüler için merkezi ve merkezi olmayan yapıların ve özellikle özürlü çocukların eğitim olanaklarının arttırılmasına daha çok önem verilmelidir (Politik Kriterler bölümüne bakınız). 

Türkiye ile AB Komisyonu arasında sosyal içerme konusunda mevcut sorunların tespiti ve politikanın belirlenmesine yönelik olarak sürdürülecek olan Ortak Sosyal İçerme Belgesinin (JIM) hazırlık çalışmaları  2004’ün son çeyreğinde başlayacaktır. Sosyal Koruma Konusunda Hükümetin halen sürdürmekte olduğu sosyal güvenlik reform çalışmaları sürdürülmelidir. Bugünkü sosyal koruma sisteminin temel zayıflıkları, mali denge eksikliği, büyük bir kayıtdışı sektörün varlığı ve kamu yönetimindeki yaşanan problemler olarak sıralanabilir. Sosyal güvenlik kurumlarının kurumsal kapasitelerinin artırılması cesaretlendirilmelidir.    

Ayrımcılıkla mücadele konusunda, İş Kanunu, ayrımcılıkla mücadele ve eşit davranma ile ilgili genel bazı hükümleri içermektedir. Bununla birlikte, İstihdam Eşitliği ve Irk Eşitliği Direktiflerine tam uyumun sağlanması için daha fazla çabaya ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle Irk Eşitliği Direktifindeki istihdam edilme durumu dışındaki hususların uyumu sağlanmamıştır. Bu, aynı zamanda bir Eşitlik Yapısı / Kurumu oluşturulması ihtiyacını da ilgilendirmektedir. Ayrımcılıkla mücadele hükümlerinin etkin uygulanması ve yürütülmesi hususunda ise önemli engeller devam etmektedir. (B.1.3.- İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması Bölümüne de bakınız.)  

Türkiye hala 1996 Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartını imzalamamıştır.  

Sonuç 

Türk mevzuatının müktesebatla uyumlu hale getirilmesi süreci olumlu bir yaklaşımla başlamış ancak hala tamamlanamamıştır. Hem yasal hem de idari yönlerde başka önemli çabalar da hala gerekmektedir.  

Türkiye özellikle iş hukuku, kadın-erkek eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, sosyal diyalog ve sosyal korunma ile ilgili alanlarda çabalarını sürdürmelidir. Sağlık koşulları AB ortalamasının altında olan nüfus için  koşulların iyileştirilmesi ve sağlık için ayrılan mali kaynakların artırılması gerekmektedir. Türkiye Avrupa İstihdam Stratejisine uyumlu bir ulusal istihdam stratejisi geliştirmek için yapılan çabalara devam etmelidir ve sosyal katılımın gelişmesinin desteklenmesi bir öncelik olarak alınmalıdır. Bunlardan başka, bu bölümde Türkiye için temel engel pratikte müktesebatın tam uygulanması ve yürütülmesi ile ilgilidir. Türkiye, bir öncelik sorunu olarak bu hususta çabalarını yoğunlaştırmalıdır. İdari kapasitenin güçlendirilmesi sürdürülmelidir.

 

Linkcenneti.com

ARAMA.CC

     
Çalışma Bakanlığı

       
       

             

           
             
             
             
 
© Copyright 2003. All rights reserved. Contact: Kaan & Ufuk Powered by  Kaan Benokan