<%@ Language=JavaScript %> ÇALIŞMA HAYATI
              

Ana SayfaMevzuatMakalelerGüncel BilgilerİstatistiklerSorularEnglishLinkler

Toplu İş HukukuBireysel İş Hukukuİş Sağlığı ve GüvenliğiYargı KararlarıBireysel EmeklilikKitaplarSağlıkSSK

Çalışma YaşamındanArşiv

 

2007 YILINDA İŞ KANUNU’NDA UYGULANACAK İDARİ PARA CEZALARI VE İTİRAZ MERCİ

4857 sayılı İş Kanunu’nun idari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar başlıklı 108. maddesinde (Değişik: 5378-07.07.2005); “Bu Kanunda öngörülen idarî nitelikteki para cezaları, 101 inci maddedeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 inci madde kapsamındaki idari para cezaları ise, doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” Denilmektedir.
 
Ancak, 01 Haziran 2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile idari para cezalarının itiraz mercii’nde yüz seksen derece geriye dönüş oldu. Çünkü 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 inci maddesinde idari para cezası açıklanmış,  27 inci maddesinde, idari para cezalarına karşı “başvuru yolu” gösterilmiş, 3 üncü maddesinde ise, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer Kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” biçimindeki düzenlemesi ile idari yaptırımlara karşı başvuru yolu açısından tartışmayı da başlatmıştır.
 
Bunun nedeni, Kabahatler Kanununun “başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinde, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir…” denilmek suretiyle itiraz edilecek makamın yönünü çizmiştir.
 
Aslında, 14. maddesi hariç yürürlükten kaldırılan eski 1475 sayılı İş Kanunu döneminde de, idari para cezalarına karşı itiraz edilecek makam yine yetkili Sulh Ceza mahkemeleri idi. Ne zaman ki, Anayasa Mahkemesi üç farklı kamu kurumunca uygulanan idari para cezalarına karşı itiraz mercii ile ilgili yapılan başvuruları 1997, 2002 ve 2004 yıllarında verdiği kararlar ile iptal etti,  işte bu tarihten itibaren geriye dönüş başlamış oldu [1].
 
Zaten Kanun koyucu da, yeni yürürlüğe koyduğu 4857 sayılı İş Kanunu ile diğer Kanunların konu ile ilgili maddelerini bu doğrultuda yeniden düzenleme gereği duydu. Bu uygulama, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu’nun getirdiği yeni değişikliklere kadar devam etti.
 
Kabahatler Kanunu, genel Kanun belirleyiciliği ile kabahati tanımlamış, buna karşı uygulanacak idari yaptırımları ve bu idari yaptırımlara karşı itiraz ve  başvuru yolunu belirlemiş ve bu konuda “Sulh Ceza Mahkemesini” görevli kılmıştır.
 
Bunun üzerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerekli çalışmaları yaparak idari para cezası tebligatlarında yapılması gereken değişiklikleri yapmış ve uygulamanın bu yönde olacağını, “Bakanlık Bölge Müdürlükleri” nezdinde ilan etmiştir. Aynı zamanda bu gelişmeleri takiben Maliye Bakanlığı da, Kabahatler Kanunu uyarınca verilecek idari para cezalarına ilişkin açıklamalara yer veren, “437 Seri No’lu Tahsilat Genel Tebliğini” 16 Aralık 2005 tarihli ve 26025 sayılı Resmi Gazetede yayımlayarak yürürlüğe koymuştur.
 
Ayrıca, bu arada Uyuşmazlık Mahkemesi de, konu ile ilgili verdiği yedi adet kararında, idari para cezalarına ilişkin itiraz mercii’nin “idare mahkemeleri” değil, Kabahatler Kanununda belirtildiği gibi “adli yargıyı” (ceza mahkemelerini) görevli kabul ederek görev uyuşmazlığını bu yönde çözmüştür [2].
 
Oysa, Kabahatler Kanunu “genel kanun” ve hükümleri de İş Kanunu karşısında “genel hükümler” iken, İş Kanunu “özel kanun” ve hükümleri de genel Kanun olan Kabahatler Kanunu’nun içerdiği hükümlere göre “özel hükümler”  olarak nitelendirilir. Sonraki tarihli bir genel Kanunun önceki tarihli özel Kanunu yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı konusu uygulamada tartışma yaratmıştır.
 
Örneğin doktrindeki bir görüşe göre, sonraki yasanın aynı konudaki önceki yasayı (hükmü) örtülü biçimde yürürlükten kaldırabilmesi, ancak bu her iki yasanın aynı nitelikte (yani her ikisinin de özel yahut her ikisinin de genel) olması halinde mümkündür. Oysa, İş Kanunu’na ilişkin idari para cezaları konusunda 4857 sayılı İş Kanunu “özel kanun/özel hüküm” niteliğine sahipken, Kabahatler Kanunu (ve hükümleri) ise “genel kanun/genel hüküm” konumundadır [3].
 
Nitekim, Kabahatler Kanunu ile İş Kanunu’nun 108. maddesi yürürlükten kaldırılarak uygulamaya bu yolda devam edilmiştir. Ancak, uygulamaya bu yönde devam edilirken, hukuki zeminde de tartışmalar devam etmiş ve bir çok yerel mahkeme (ceza mahkemesi), Anayasa Mahkemesi’nin anılan madde hükmünü iptal etmesi için hüküm kurmuştur.
 
Nihayet, Anayasa Mahkemesi 1 Mart 2006 tarihinde verdiği karar ile,, aynı konu ile ilgili ikinci kez, idari para cezalarının itiraz mercii’nin “Sulh Ceza Mahkemeleri” değil “İdare Mahkemeleri”’ olduğunu kararlaştırmıştır [4]. Başka bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, Kabahatler Kanunu’nun “genel kanun niteliği” başlıklı “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” şeklindeki 3. maddesini Anayasaya aykırı bularak iptal etti.
 
Anayasa Mahkemesi verdiği kararda özetle; Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesindeki “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” kuralı ile ilgili olarak Anayasa’da idari ve adli yargının ayrılığının kabul edildiğini; bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığını ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerin de adli yargı denetimine tabi olacağını; buna bağlı olarak idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasa koyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemenin olanaklı olmadığını belirtmektedir.
 
Maddenin iptali nedeniyle, kamu yararını olumsuz etkileyecek hukuki bir boşluk yaratmamak için, iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı 22 Temmuz 2006 tarihinden itibaren altı ay- 22 Ocak 2007- sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra harekete geçen yasa koyucu, bir süre sonra Kabahatler Kanunu’nda değişiklik yapma gereğini duydu. Bu nedenle, 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanunun 32, 33, 34, 35 ve 36. maddeleri ile Kabahatler Kanunu’nun 3, 17, 20, 27, 28 ve Geçici 1. maddelerinde kısmi değişiklikler yaptı.

Örneğin, Kabahatler Kanunu’nun “Genel Kanun niteliği” başlıklı 3. maddesini şöyle değiştirdi;

Genel kanun niteliği
Madde 3- (Değişik: 6/12/2006-5560/31 md.)
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır.

Bununla birlikte Kabahatler Kanunu’nun; ”idari para cezası” başlıklı 17. maddesinin 3. ve 4. fıkraları, “Soruşturma zamanaşımı” başlıklı 20. maddesinin 2. fıkrası, “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin 5, 6, 7 ve 8. fıkraları, “Başvurunun incelenmesi” başlıklı 28. maddesinin 9. fıkrası ve nihayetinde Geçici 1 maddesi değiştirildi.

Anayasa Mahkemesince iptal edilen ve Kabahatler Kanunu’nun idari yaptırımlara karşı başvuru yolu açısından uygulamada tartışma yaratan 3. maddesindeki, Bu Kanunun genel hükümleri diğer Kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” şeklindeki düzenleme “ Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır” biçiminde değiştirilmiştir.
 
İdari para cezalarını içeren idari yaptırımlara karşı, iki ayrı ve özellikli kanun yolu olan “itiraz” ve “başvuru” bundan böyle nasıl ve nereye yapılacaktır ? Kabahatler Kanunu’nun 5 asıl ve 1 geçici maddesinde yapılan kısmi değişiklikler uygulamadaki tartışmaları sonlandıracak mıdır ? Örneğin “Bu Kanunun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, uygulanır” (5326 Sayılı Kabahatler Kanunu Madde 3/(a)- (Değişik:6/12/2006-5560/31.md.) hükmünden, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesindeki aksine hükümlerin varlığından hareketle, idari para cezalarına karşı itiraz mercii’nin “idare mahkemeleri” olduğu mu anlaşılacaktır ?
 
Yoksa, “…kanun yoluna ilişkin hükümlerden…” Kabahatler Kanunu’nun “başvuru yolu” başlıklı 27. maddesi ile “itiraz yolu” başlıklı 29. maddelerini anlayarak idari para cezalarına karşı itiraz mercii’nin “Ceza Mahkemeleri”  olduğu yorumu mu yapılacaktır ?
 
Başka bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesindeki Bu Kanunun genel hükümleri diğer Kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” hükmünün yerine, 5560 sayılı Kanun ile getirilen “Bu Kanunun; idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, uygulanır” biçimindeki yeni düzenleme; idari para cezalarını uygulayan kamu idarelerinin, artık bundan sonra kendi özel kanunlarındaki özel hükümlere göre, hareket ederek uygulama yapacakları anlamına mı geliyor ?
 
Kanımca, Kabahatler Kanunu’nun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumlarda ise uygulanmayacaktır.
 
Başka bir anlatımla, artık bundan böyle kamu idarelerinin uyguladığı idari para cezalarına karşı itiraz mercii olarak görevli bulunan yetkili sulh ceza mahkemeleri, kendilerine yapılan başvuruları “görevsizlik kararı” vererek geri çevirecekler ve idare mahkemelerine yönlendirme yapacaklardır. Kamu idareleri, kendi özel kanunlarındaki özel hükümlere göre hareket edeceklerdir. Örneğin, 4857 sayılı İş Kanunu’nun idari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar başlıklı 108. maddesinde,”…Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren “en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine” itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir…” hükmüne göre hareket edeceklerdir.
 
Bunun gibi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun kurumca verilecek idari para cezaları başlıklı 140. maddesinde, “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren “onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine” başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir. Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.” Hükmüne göre hareket edeceklerdir.
 
Kaldı ki, çok geçmeden 4857 sayılı İş Kanunu’na göre verilen idari para cezasına karşın, Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesine yapılan itiraz başvurularına, 09.01.2007 T, 2006/1563 Müt.; 2006/1103 Müt; 2006/1071 Müt; Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi 12.01.2007 T., 2006/1655 Müt; 2006/1699 Müt. Kararları ile “Mahkemenin Görevsizliğine” karar vermişlerdir.
 
Nihayetinde, Uyuşmazlık Mahkemesi de, 4857 sayılı İş Kanunu’na göre verilen idari para cezasına karşın, 25.12.2006 T., E.2006/146, K.2006/254 sayılı kararı ile “Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna” oybirliği ile kesin olarak karar vermiştir. Yani, kamu idaresince uygulanan idari yaptırım kararlarına karşı bundan böyle özel kanunlardaki özel hükümler uygulanacaktır. 29 Ocak 2007
 
 
 
Lütfi İNCİROĞLU
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Edirne Bölge Müdürü
 
 

[1] Anaya Mahkemesi 15.05.1997 tarih 1996/72 E., 1997/51 Kararı ile İmar  Kanunu’nun 42. maddesindeki; 08.10.2002 tarih 2001/225 E., 2002/88 Kararı ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesindeki; 17.02.2004 tarih 2003/72 E., 2004/24 sayılı Kararı ile de 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 41. maddesindeki “Verilen idari para cezalarına karşı yetkili Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz edilebileceği” cümlelerini iptal etmiştir.

[2] Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığının, 21.11.2005 T., E. 2005/77, K.2005/103; 21.11.2005 T.,E.2005/85, K.2005/106;21.11.2005 T.,E.2005/84, K.2005/105 sayılı kararları 28.12.2005 tarihli, 26037 sayılı R.G yayımlanmıştır

[3] AKYİĞİT, Ercan, İdari Para Cezalarında Görevli Yargı Yeri, SİCİL, Haziran ’06 s.27

[4] Anayasa Mahkemesinin 01.03.2006 T., E.2005/108, K.2006/35 sayılı kararı.

 

© Copyright 2003. All rights reserved. Contact: Kaan & Ufuk Powered by  Kaan Benokan