|
SSK KANUNU’NA GÖRE VERİLEN İDARİ PARA CEZALARINA
KARŞI İTİRAZ MERCİ YİNE DEĞİŞTİ !
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun 140.
maddesinin,
8.2.2006 günlü, 5454 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü
fıkrasının “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren on beş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler.” biçimindeki üçüncü tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna
ve İPTALİNE, 4.10.2006 gününde karar verildi. Karar 6 Nisan 2007 tarihli ve
26485 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
Bu karar üzerine, Kanun koyucu bir torba Kanun içinde yeni bir düzenleme
getirdi. 5655 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2.
maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140 maddesinin Dördüncü
ve Beşinci fıkraları değiştirildi. 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 140 maddesinin (Değişik dördüncü fıkra: 9/5/2007-5655/2 md.)
İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ
tarihinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde
Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur.
“Kurumca
itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz
gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler”. Denilmektedir.
Resmî Gazete 6 Nisan 2007-Sayı : 26485
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/75Karar Sayısı : 2006/99Karar Günü : 4.10.2006
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay Onuncu Daire İTİRAZIN KONUSU : 17.7.1964 günlü,
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı Yasa’nın
5. maddesiyle değiştirilen 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan
“Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden
itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler.”
biçimindeki üçüncü tümcesinin Anayasa’nın 2., 5., 125., 138., 153. ve 155.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemidir.
I - OLAY Davacı hakkında verilen idarî para cezasının ve ilgili genelgelerin
iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Danıştay Onuncu Dairesi iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:“Elit İnşaat Temel Sondaj Ltd
Şti’nin aylık prim ve hizmet belgelerinin internet ortamında 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununun 79/1. maddesinde öngörülen süre içinde davalı
Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığına gönderilmediğinden bahisle adı geçen
Kanunun 140/c maddesi uyarınca idari para cezası ile cezalandırılmasına
ilişkin 1.11.2005 tarih ve 115890 sayılı işlem ile dayanağı olduğu ileri
sürülen 6.4.2004 tarih ve 16-313 Ek ve 23.5.2004 tarih ve 16-343 Ek sayılı
Genelgelerin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu bireysel işlem ile
ilgili olarak görevli yargı yeri yönünden 506 sayılı Kanunun 140.
maddesinin
5454 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değişik 4. fıkrasında yer alan “Kurumca
itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler” tümcesinin bu
davada uygulanabilecek Kanun niteliğini taşımaktadır.İtiraz konusu yasal
değişiklikten önce 506 sayılı Kanunun 3910 sayılı Kanunun 1. maddesiyle
değişik 140. maddesinde yer alan “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza
mahkemesine başvurabilirler” tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla
Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesince itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurulması sonucunda, Anayasa Mahkemesinin 8.10.2002 tarih ve E:2001/225,
K:2002/88 sayılı kararı ile; “İdarenin hizmetlerini gereği gibi ve
ivedilikle görebilmesi için, yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi
vardır. İdare bu yetkilerle, kamu düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını,
ulusal servetleri zamanında ve gereği gibi koruyabilir. Bu nedenle, idareye
geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi tanınmıştır. İdari cezalar,
idari yaptırımların en önemlilerinden biridir. İdari cezalar arasında yer
alan para cezaları da bu amaçla etkin ve yaygın bir biçimde uygulanmaktadır,
idari para cezalarını diğer cezalardan ayıran en belirgin nitelik, idari
para cezalarının idari makamlar tarafından kamu gücü kullanılarak
verilmesidir.
Anayasa’da Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olduğu
vurgulanırken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine
bağlı olması amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi hukuk devletinin olmazsa
olmaz koşuludur. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasındaki “idarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralıyla amaçlanan
etkili bir yargısal denetimdir. Bu kural, idarenin kamu hukuku ya da özel
hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.Tarihsel
gelişimine paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş,
kimi maddelerinde bu ayrıma ilişkin kurallar yer almıştır. Anayasa’nın 125.
maddesinin birinci fıkrasında, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolu açıktır”; 140. maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler ve
savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar”; 142.
maddesinde “mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenir”; 155. maddesinin birinci fıkrasında da,
Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı
merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla
gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar”
biçimindeki düzenlemeler idari - adli yargı ayrılığının kurumsallaştığının
kanıtıdır.
Bu düzenlemeler gereği idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi
mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Belirtilen nedenlerle kural
olarak, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve
eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı
denetimine tabi olacaktır.Anayasa’nın yürütme bölümünde yer alan 125.
maddesiyle idarenin her türlü eylem ve işlemlerini yargı denetimine bağlı
tutulduktan sonra, maddenin diğer fıkraları da idari yargı sisteminde
geçerli olan ilkeleri belirlemektedir.İdari işlemlere karşı açılacak
davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlaması, idari eylem
ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı
kararı verme yasağı, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için
gerekli olan koşullar, yürütmenin durdurulması kararına getirilebilecek
sınırlamalar ve idarenin verdiği zararı ödeme yükümlülüğü, ağırlıklı olarak
adli yargı sistemi için değil, idari yargı sistemi için geçerli olan temel
ilkelerdir.
Anayasa’nın belirlemiş olduğu bu kurallar, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda
da yer alan idari yargılama usul ve esaslarının ana kurallarıdır.
Anayasa’nın değişik maddelerinde kurumsallaşan ve 125. maddesinde belirtilen
idari- adli yargı ayrımına ilişkin düzenlemeler nedeniyle idari yargının
görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının
görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu
söylemek olanaklı değildir, itiraz başvurusuna konu olan idari para cezası,
kamu gücünün kullanılmasıyla ilgili ve Kanunda belirtilen kurallara
uymayanlara idari bir yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğundan, çıkacak
uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili kılınması gerekir.Bu
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir” sonucuna ulaşılmıştır.Nitekim 506 sayılı Kanunun
140. maddesinde, 4958 sayılı Kanunun 51. maddesi ile 29.7.2003 tarihinde
yapılan değişiklik ile anılan tümce “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilirler” şeklinde değiştirilmiştir. Ancak bu tümce 506 sayılı
Kanunun 140. maddesinde, itiraza konu 5454 sayılı Kanunun 5. maddesiyle
yapılan değişiklikle “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler” şeklinde 8.2.2006 tarihinde yeniden değiştirilmiştir.
Anayasanın 138/4. maddesinde, Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme
kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarını
hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez;
153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Kararları Resmi Gazete’de
hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzel kişileri bağlar kuralına yer verilmiştir.Anayasanın yukarıda
aktarılan emredici hükümlerine ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen
506 sayılı Kanunun 140. maddesinde, itiraza konu 5454 sayılı Kanunun 5.
maddesiyle yapılan değişiklikle “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza
mahkemesine başvurabilirler” tümcesinin Anayasa’nın 2., 5., 125., 138/4.,
153/son ve 155. maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.Açıklanan
nedenlerle; 506 sayılı Kanunun 140. maddesinin 5454 sayılı Kanunun 5.
maddesiyle değişik 4. fıkrasında yer alan “Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh
ceza mahkemesine başvurabilirler” tümcesinin Anayasa’nın 2., 5., 125.,
138/4., 153/son ve 155. maddelerine aykırı olduğu kanısına varıldığından,
anılan tümcenin iptali ve öncelikle yürürlüğünün durdurulması istemiyle
Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına, dosyada bulunan belgelerin onaylı birer
örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, 15.3.2006
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
5454
sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinin itiraz konusu kuralı da içeren
dördüncü fıkrası şöyledir:“İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir
veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz
takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari
para cezası kararı kesinleşir. Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara
karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu
itiraz, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.
2.000 Yeni Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı sulh ceza
mahkemesine başvuru üzerine verilen kararlar kesindir. Mahkemeye
başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden
itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun
80 inci maddesi hükmüne göre tahsil edilir. İdari para cezalarının, Kuruma
itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme,
idari para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.”
B - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2., 5., 125., 138., 153. ve 155.
maddelerine
dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Tülay TUĞCU, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer
ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 30.5.2006 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:Başvuru
kararında, Anayasa Mahkemesinin daha önce 506 sayılı Yasa’nın 3910 sayılı
Yasa ile değişik 140. maddesinde yer alan “Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh
ceza mahkemesine başvurabilirler” tümcesinin Anayasa Mahkemesi’nin
8.10.2001
günlü, E.2001/225, K.2002/88 sayılı kararı ile iptal edildiği, adli - idari
yargı ayrılığı konusundaki Anayasa’nın emredici kurallarına ve Anayasa
Mahkemesi’nin bu konudaki iptal kararına rağmen, itiraz konusu kural
uyarınca bu Yasa’ya göre verilen idari para cezalarının yargısal denetiminin
sulh ceza mahkemelerine bırakılmasının Anayasa’nın 2., 5., 125., 138., 153.
ve 155. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
A - Anayasa’nın 153. Maddesi Yönünden İnceleme
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının
yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetim makamlarını, gerçek ve
tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural gereğince, yasama organı
yapacağı düzenlemelerle daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi
kararlarını gözönünde bulundurmak, bu kararları etkisiz kılacak biçimde yasa
çıkarmamak, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen kuralları tekrar
yasalaştıramamak yükümlülüğündedir.506 sayılı Yasa’ya göre verilen idari
para cezalarına karşı açılacak davaların idari yargı yerlerinde görülmesi
gerektiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 8.10.2001 günlü, E.2001/225,
K.2002/88 sayılı kararının ardından, yasakoyucu tarafından Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararına uygun olarak, 4958 sayılı Yasa’nın 51. ile
maddesi 506 sayılı Yasa’da değişiklik yapılmış ve idari para cezalarına
karşı açılacak davalara bakma görevi idare mahkemelerine verilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi 21.11.2005 günlü, E.2005/84, K.2005/105 sayılı
kararında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kurallarını göz önüne alarak Sosyal
Sigortalar Kurumu tarafından verilen idari para cezalarında görevli yargı
yerini adli yargı olarak belirlemiştir.İtiraz konusu kuralın, yukarıda sözü
edilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararı uyarınca getirildiği anlaşıldığından
Anayasa’nın 153. maddesine aykırılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.
B - Anayasa’nın 125. ve 155. Maddeleri Yönünden İnceleme
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 günlü, 4958 sayılı Yasa
ile değişik 140. maddesinde Kanun’da öngörülen bazı yükümlülüklerin
zamanında ya da usulünce yerine getirilmemesi halinde Sosyal Sigortalar
Kurumu tarafından verilecek idari para cezaları ile ilgili yaptırımlar
düzenlenmekte, bu bağlamda maddenin ilk fıkrasında hangi eylemlere ne
miktarda idari para cezası verileceği, 5454 sayılı Yasa ile değiştirilen
itiraz konusu dördüncü fıkrasında ise bu cezaların ne şekilde ödeneceği,
buna karşı Sosyal Sigortalar Kurumu’na itiraz edilebileceği, itirazın reddi
üzerine de yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği
belirtilmiştir.İdarenin hizmetlerini gereği gibi ve ivedilikle görebilmesi
için, yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi vardır. İdare bu yetkilerle,
kamu düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve
gereği gibi koruyabilir.
Bu nedenle, idareye, geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi
tanınmıştır. İdarî cezalar, idarî yaptırımların en önemlilerinden biridir.
İdarî cezalar arasında yer alan para cezaları da bu amaçla etkin ve yaygın
bir biçimde uygulanmaktadır. İdarî para cezalarını diğer cezalardan ayıran
en belirgin nitelik, onların idarî makamlar tarafından kamu gücü
kullanılarak verilmesidir. Tarihsel gelişimine paralel olarak Anayasa’da
adlî ve idarî yargı ayrımına gidilmiş, kimi maddelerinde bu ayrıma ilişkin
kurallar yer almıştır. Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında,
“idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”
denilmekte olup, maddenin diğer fıkraları da idari yargı sisteminde geçerli
olan ilkeleri belirlemektedir.İdari işlemlere karşı açılacak davalarda
sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlaması, idarî eylem ve işlem
niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verme
yasağı, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için gerekli olan
koşullar, yürütmenin durdurulması kararına getirilebilecek sınırlamalar ve
idarenin verdiği zararı ödeme yükümlülüğü, ağırlıklı olarak adlî yargı
sistemi için değil, idarî yargı sistemi için geçerli olan temel ilkelerdir.
Öte yandan, Anayasa’nın 140. maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler ve
savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar”; 142.
maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenir”; 155. maddesinin birinci fıkrasında da,
“Danıştay, idarî mahkemelerce verilen kanunun başka bir idarî yargı merciine
bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen
belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” biçimindeki
kurallara yer verilmesi idarî-adlî yargı ayrılığının kurumsallaştığının
kanıtıdır. Bu düzenlemeler gereği idarî uyuşmazlıkların çözümünde idare ve
vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Buna göre, kural olarak,
idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve
eylemleri idarî yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı
denetimine tabi olacaktır. Anayasa’nın değişik maddelerinde kurumsallaşan ve
125. maddesinde belirtilen idarî-adlî yargı ayırımına ilişkin düzenlemeler
nedeniyle idarî yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî
yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun geniş takdir hakkının
bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. İtiraz başvurusuna konu olan idarî
para cezası, idare tarafından kamu gücü kullanılarak Yasada belirtilen
kurallara uymayanlara idarî bir yaptırımın uygulanması niteliğinde
olduğundan, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de idarî yargının görevli
kılınması gerekir.Bu nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 125. ve
155. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.Mehmet ERTEN bu görüşe
katılmamıştır.Kuralın, başvuru kararında dayanılan Anayasa’nın diğer
maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun 8.2.2006 günlü,
5454 sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan
“Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden
itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler.”
tümcesinin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 30.5.2006 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII - SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun 140.
maddesinin,
8.2.2006 günlü, 5454 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü
fıkrasının “Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler.” biçimindeki üçüncü tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna
ve İPTALİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 4.10.2006 gününde
karar verildi.
BaşkanTülay TUĞCU Başkanvekili Haşim KILIÇ ÜyeSacit ADALI
ÜyeFulya KANTARCIOĞLU Üye Ahmet AKYALÇIN ÜyeMehmet ERTEN
ÜyeMustafa YILDIRIM ÜyeA. Necmi ÖZLER ÜyeSerdar ÖZGÜLDÜR
ÜyeŞevket APALAK ÜyeOsman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY
İtiraz konusu kuralda, idari para cezalarına karşı başvurulacak yerin adli
yargı yeri olduğu belirtilmektedir. Başvuru kararında ise bu yerin adli
değil idari yargı yeri olması gerektiği ileri sürülerek, kuralın iptali
istenilmiştir. 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi çeşitli tarihlerde
değişikliğe uğramış ve idari para cezalarına karşı hangi mahkemede dava
açılacağı 1993 yılında yapılan değişiklikle belirlenmiştir. 140.
maddede,
6.5.1993 günlü, 3910 sayılı Yasa’nın 1. maddesi uyarınca yapılan
değişiklikle, idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesinde itiraz etme
olanağı getirilmiştir. Bu kural, Anayasa Mahkemesinin benimde katıldığım
2.8.2002 günlü ve 2001/225 ve 2002/88 sayılı kararıyla idari para cezalarına
karşı açılacak davaların adli yargıda değil, idari yargıda görülmesi
gerektiği gerekçesiyle iptal edilmiş ve 29.7.2003 günlü, 4958 sayılı Yasa
ile iptal gerekçesi doğrultusunda 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi
değiştirilerek idari yargı yeri yetkili kılınmıştır. Bu iptal kararından
sonra, özel kanunlardaki çeşitli fiiller karşılığında öngörülen idari
yaptırımlar ile suç olmaktan çıkartılmak istenen kabahat fiillerinin, genel
nitelikli bir kanunla düzenlenmesinde kamu yararı gören yasa koyucu,
kabahatler karşılığında öngörülen yaptırımların, bir idari işlem olmasından
çok cezalandırma amacı güden ve ceza hukukunun genel ilkeleriyle daha yakın
ilişki içinde olan bir hukuki işlem olduğunu kabul ederek, bu tür yaptırım
kararlarına karşı idari yargı yerine adli yargıda (ceza mahkemesinde) dava
açılabilmesini sağlayan ve 1.6.2005 gününde yürürlüğe giren 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nu yasalaştırmıştır.
Genel nitelikteki bu kanun ile 506 sayılı Kanun’un 140. maddesi değişikliğe
uğrayarak, yetkili mahkeme adli yargı yeri olmuş ve 8.2.2006 günlü, 5454
sayılı Yasa ile de Kabahatler Kanunu’na uygun olacak şekilde yeniden
düzenleme yapılarak, bu yetkinin adli yargı üzerinde bırakılmasına devam
edilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesindeki “idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”, “Yargı yetkisi, idari eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” biçimindeki
kurallarla amaçlananın, idari eylem ve işlemlerle sınırlı bir yargısal
denetim olduğu açıktır. Ancak, her türlü idari eylem ve işleme ilişkin
yargısal denetimin mutlaka idari yargı tarafından yerine getirileceği
sonucuna varılamaz. Yargısal denetimin etkili biçimde yapılması için gerekli
düzenlemeleri yapma yetkisi, Anayasa’nın 142. maddesi uyarınca yasa koyucuya
tanınmıştır.
Buna göre, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenebilecektir. Anayasa’nın 140., 154. ve 155.
maddelerindeki adli ve idari yargı ayırımı, görülmesi gereken davanın
niteliğine, Anayasa’da yer alan ilkelere ve hukukun genel prensiplerine
aykırı olmamak koşulu ile görevli ve yetkili yargı yerinin yasa ile
belirlenmesine engel değildir. Yasa koyucu mahkemelerin görev ve yetkilerini
ihtiyaca göre her zaman belirleyebilecektir. 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesinde yer alan idari para cezası, idari bir işlem olmasından çok
cezalandırma amacı güden ve ceza hukuku ile ilişki içinde olan bir yaptırım
olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Yaptırımın bu niteliği ile bu nitelikteki
yaptırımları genel olarak düzenleyen 1.6.2005 gününde yürürlüğe giren ve
inceleme tarihinde de özel yasalardaki idari yaptırımlar yönünden yürürlüğü
devam eden, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu birlikte gözetildiğinde, adli
yargı içinde yer alan sulh ceza mahkemesinin başvuru yeri olarak
belirlenmesinde Anayasa’ya ve ceza hukukunun genel ilkelerine aykırılık
bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralın iptal edilmesine ilişkin karar
gerekçesine katılmıyorum. 4.10.2006
Üye
Mehmet ERTEN
|