YENİ BİN YILA SAVRULURKEN

Yeni bir yıl, yeni bir bin yıl, insan yaşamında süregelen değişimler, toplumların evrimi, birgün öncesine benzemeyen günler, sürekli bir gelişim.

Geçmiş uygarlıklar alanındaki bilgilerimizin gelişmesi üzerine, insanoğlunun meydana gelişi ile ilgili bilgilerin edinilmesi, tarihsel ve sosyoantropolojik yapılarının öğrenilmesi yanında günümüzde insanlığın artan biçimde uzaya doğru yönelmesi, süratli gelişen bir iletişim ağı ve sonucunda iletişim tekniğinin küçülttüğü, geleneksel değerlerin ve bunların oluşturduğu bakış açılarının yetmediği, yeni çözümlere şiddetle ihtiyaç duyan bir dünya.

Uzayda kurulan yaşam merkezleri, şimdilik boyutları küçük olsa bile, bunların yapımındaki uluslararası işbirliğinin başarısı.

Kaos teorisindeki gelişmeler, negatif fizik alanındaki buluşlar ve bunların dinsel alandaki sonuçları. Her alanda yeni bir harmanlama ve sentezler.

Geçmişten günümüze uzanan toplumsal devinimin ortaya çıkması günümüzü daha iyi anlamamıza ve geleceği öngörmemize olanak vermektedir.

GELİŞİME BİR YERİNDEN KATILMAK

Yaşam bu boyutlarda sürerken ve boyutlar yenilenir, değişirken önemli olan bizim ne yaptığımız ve neler yapabileceğimiz.

Doğaldır ki, konuya çalışma yaşamı açısından bakacağız.

Ayrıca çalışma yaşamı, yaşamın en önemli parçası. Emeğini yaşamı için değerlendiren ve emeğinden ayrı değerlendirilemediği için, üretimde emeği ile birlikte bulunan çalışan insan.

 Öte yandan, emeği üretim için değerlendiren, çalışan insanın yaşamını sürdürmesi için gerek duyduklarını karşılayan işveren.

 Klasik tanımı ile emek, sermaye ve hammadde gerekiyor üretim için. Üretim ise tüm yaşamı belirleyecek. Sermaye ve hammadde insandan bağımsız. Emek ise, değindik, insandan ayrılamaz. Yani üretim dediğimiz zaman, işin içine bu nedenle psikoloji giriyor, sosyoloji giriyor, insanla ilgili tüm kavramlar ile zaman ve mekan kavramları giriyor.

İnsanoğlu, tüm yaşamı içinde, çok yeni sayılacak bir geçmişte dünyaya hakim olacak biçimde üretim yapısını sağladı. Ancak yeni bulgular çok eski uygarlıkların çarpıcı niteliklerini de gün ışığına çıkarıyor. Değiştirdiği dünya ile gelişen ve değişen insanlık. Biz yine yakından bildiğimize geri dönersek, üretim biçimleri toplumsal yaşamı yakından etkiliyor.

İnsan doğasına aykırı, insan faktörünü dışlayan üretim biçimlerinin kalıcı olamadıkları görüldü. Çünkü insan, sonuçta kendini merkez alan bir yapıya sahip. Kendi geleceği için çalışan insanın aynı zamanda toplumun da geleceğini ve güzelliklerini yaratacağı gerçeği yadsınamaz.

Bu doğal yapı zorlamaya gelmiyor. Yarışan insan gelişiyor, geliştiriyor ve payını istiyor. Toplumsal gelişme böyle sağlanmış.

Bildiğimiz en çarpıcı örnek Amerika Birleşik Devletleri. İhtiyaçların sonsuz fakat olanakların sınırlı olduğu dünyada acımasız bir yarışma sonucunda sağlanan dengeler. Yerleşmiş değerlere sahip Avrupa ile farklı bir yapı. Birinin diğerine tercih edilmesi konumuz değil. Ancak sözü edilmesi gereken, günümüzdeki üretim biçiminin yarışmaya dayalı olması ve üretimin, insanın haklarını en geniş biçimde kullanabildiği ortamda yapılması.

Dünyamızın geldiği aşamada, sermayenin uluslara arası olma özelliğinin sonucu olarak, uluslar arası organizasyonlar bağımsız devletlerin bir kısım yetkilerine sahip çıkıyorlar. Bu yetkilerden gönüllü olarak vazgeçiliyor. Toplumlar birörnek kurallara doğru yöneliyorlar. Bunun sonucu, üretimde yerel kaynaklı avantajların sona ermesi. Uluslararası ölçekte, haksız sayılan yarışmanın ortadan kalkması.

GELİŞİME KATILMAK ÇABA GEREKTİRİYOR

Bu noktada, ülkelerin üretimdeki güç dengeleri önem kazanıyor. İşte bugünden karşılaştığımız sorunlar. Uluslararası örgütler tarafından kabul edilen ve bizimde uygulayacağımıza söz verdiğimiz kurallar. Küçülen dünyada, yükseldiği kabul edilen değerler nedeniyle ülkemize yönelen dayatmalar. Kelebek kanadından yayılan esintinin, dünyanın diğer ucunda, kasırgaya dönüştüğü bir küresel gelişmenin sonuçları.

Sonucun yarattığı fırsatlar ve yarışta geri kalma olasılıkları. Birlikte düşünülmesi hem de vakit geçerken süratle düşünülmesi gerekiyor. Toplumsal diyalogdan, kalite esaslı yönetim biçiminin gerektirdiği yapıların belirlenmesine yönelen ve insan esaslı değerlerin ön plana çıkarıldığı bir platformun oluşması zorunlu.

Uluslar arası düzeyde üretim uluslar arası değere sahip verimli işgücünü öngörmekte, bu nitelikleri taşımayan işletmeler ve verimli olmayan emek üretimin dışına itilmektedir. Uluslar arası değerde insan yetiştirilmesi klasik öğrenimi hızla dışlamaktadır. Birden çok dil bilmek, aynı dil ve kültürü paylaşmak ve uluslar arası değer yaratmak giderek önem kazanıyor. Uluslar arası üretime dönük eğitim geleceğimizi aydınlatacaktır.

Destekle yürüyen, kaynakları zorlayan yapılar artık düşünülmüyor. Sağlam esaslı ve insanı amaç alan, insanın gelişmesine ve dünyaya gelme felsefesine uygun yapılar öngörülüyor.

Sosyal güvenlikten, çalışma saatlerine, çocukların çalışmalarından, çalışma yaşamında korumanın getirdiği olumsuzluklara kadar pek çok değer yeniden ele alınıyor.

Denilebilir ki mevcut yapımız bu koşulları kaldırmaya elverişli değil. Gelişmiş ülkeler bazı değerleri kullanarak üzerimizde baskı uygulamak istiyorlar. Bu çerçeve içinde kalmak da bir tercih sorunu. Fakat çerçevenin dışında kalmanın bedelini kestirmek bile bana göre olanak dışı. Tarihe baktığımızda ne güçlü devletler yok olmuş, devinimden güç alan yeni oluşumlar  giderek nasıl da güçlenmiş, büyümüş. Buna akılcı bir bakış geleceği oluşturmamıza ve öngörülerimize katkıda bulunacaktır. Bu yeni çerçeve içinde fırsatlar da var.

Geçtiğimiz yüzyıl Avrupa merkezli çokça değişime sahne oldu. Savaşlar, toplumsal değişimler, yeni devletler, ideolojik duvarlar ve bunların yıkılması neredeyse bir neslin yaşamına sığdı. Toplumsal devinim hızlandı. Bugün aynı Avrupa siyasi birliğe gitme yolunu arıyor. Bizim açımızdan bu birliğe girebilmek ise modern bir toplum yaratma çabaları ile eşdeğer.

Bu çabalar sonucunda, erişmek istediklerimiz mutlaka gerçekleşecektir. Bu toplumun umutsuz görülen bir krizden, Kurtuluş Savaşı ile yeni bir devlet kurarak çıktığı da göz ardı edilmemelidir.

Toplumumuzun yeniliklere açık olması, yeni teknolojileri büyüklerden önce çocukların sahiplenerek uygulaması geleceğimiz açısından önem arz etmektedir. Çocukların ve gençlerin önünü açmak ve onlara yardımcı olmak değişimi hızlandıracak ve geleceğimizi aydınlatacaktır.

Değişime ve geleceği kurma çabalarına elbirliği ile katkıda bulunma dileğiyle.

ÖMER BENOKAN

MESS MERCEK DERGİSİ, NİSAN 2001 

Linkcenneti.com

ARAMA.CC

     
Çalışma Bakanlığı

       
       

             

           
             
             
             
 
© Copyright 2003. All rights reserved. Contact: Kaan & Ufuk Powered by  Kaan Benokan