Lütfi İNCİROĞLU
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Edirne Bölge Müdürü
İNSANA YARAŞIR İŞ GÜVENLİ İŞTİR
Çağımızda ülkelerin en önemli ve öncelikli konularından biri de insan
sağlığının korunması ve geliştirilmesidir. Ruh ve beden sağlığı yerinde
olmayan bir kimsenin ülkesine, ailesine, kendisine ve çalıştığı işyerine
faydalı olması mümkün değildir.
Ülkelerin sanayileşmesine paralel bir biçimde, işçilerin sağlık ve güvenlik
içinde çalışmalarının sağlanması, çözümü gereken en önemli sorunlardan biri
olarak ortaya çıkmıştır.
Toplumun tüm bireylerinin yararlandığı, sanayileşmenin ve teknolojik
gelişmelerin bedelini, çalışanlara ödetmeme kaygısı, çağdaş toplumların
başlıca amaçlarından birini oluşturur.
Bu nedenle, iş hukukunun en önemli amacı, her şeyden önce işçilerin
yaşamlarını ve beden bütünlüklerini korumak olmuştur. Dünyada ilk iş
yasaları, işçilerin iş sağlığını ve güvenliğini sağlamak amacıyla getirilmiş
ve iş hukuku ilk önce işçilerin sağlığını ve beden bütünlüğünü koruma hukuku
olarak gelişmiştir.
Uluslararası hukukta olduğu gibi Türk İş hukukunda da iş sağlığı ve
güvenliği konusuna özel önem verilmiş, yeni oluşturulan mevzuat çerçevesinde
işçiler ve işverenler belirli yükümlülükler altına sokulmuştur.
Örneğin, İş Yasasının 77 inci maddesine göre, "işverenler işyerlerinde iş
sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç
ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği
konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler".
Diğer yandan, "işverenler, işyerlerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği
önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçilerin karşı karşıya
bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve
sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği
eğitimini vermek zorundadırlar".
İş sağlığı ve güvenliği literatüründe isabetli bir özdeyiş vardır.
"Önleme işyerinden başlar". Gerçekten, iş sağlığı ve güvenliği konusunda
alınabilecek tüm önlemler içinde en önemlisi, işyerinin bu konuda iyi bir
biçimde örgütlenmesidir.
Bu konuda yapılan gözlemler, bu örgütü gerektiği şekilde kuran ve işyerinde
katılımı gerçekleştirerek bir "iş güvenliği geleneği"
yaratabilen işletmelerin, iş kazaları ve meslek hastalıkları ile mücadelede
başarılı olduğunu ortaya koymaktadır.
İşyerlerimizin "iş güvenlik kültürünü" benimseyerek bunu bir yaşam biçimi
haline getirmeleri gereklidir. Güvenlik bilgiye dayanmaktadır.
İçe sindirilmiş ve yaşam biçimi haline getirilmiş bilgiye ise kültür
denmektedir. Güvenlik kültürü, kurumun sağlık ve güvenlik programlarının
yeterliliğine, tarzına ve uygulamadaki ısrarına karar veren birey ve
grupların, değer, tutum, yetkinlik ve davranış örüntülerinin bir ürünüdür.
Güvenliği veya emniyeti tehdit edebilecek davranış veya uygulamalarla
bunların yer aldığı ortak kullanım ya da etki alanında bulunan canlıların
veya teçhizat, araç gibi nesnelerin zararını en aza indirmeyi amaçlayan,
güvenlik veya emniyete öncelik veren algılar, inançlar, tutumlar, kurallar,
roller, sosyal, teknik ve politik uygulamalarla, yetkinlikler ve sorumluluk
hislerinin bütünüdür.
Bilginin yaygınlaşması sonucunda güvenlik kültürüne sahip olan topluluk bir
müddet sonra, güvenilir sistemi ile sistemin gereksinmelerini talep eden,
talebin karşılanması için baskı unsuru olan ve izleyen topluluk haline
gelir. Bu şekilde yaşanabilecek tüm acil durumlar en az kayıpla
geçiştirilebilir. Bu nedenle İSG politikalarında güvenlik kültürü oluşturmak
önemlidir.
Yeni çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında, işverenlerin
işyerlerinde, "risk değerlendirmesi" yaptırması gerektiği ifade
edilmektedir. Risk, "zarara uğrama tehlikesi olarak tanımlanabilir".
Bütün mesele, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli bilgiye sahip
olarak, sistematik bir şekilde çalışanın sağlığına gelebilecek zararları
önlemek olmalıdır.
Bildiğimiz gibi, işyerleri çeşitli sağlık ve güvenlik tehlikelerinin
bulunduğu ortamlardır. İş sağlığı uğraşılarının amacı ise çalışanların
sağlığını korumak ve güvence altına almaktır. Sağlığın korunabilmesi için
öncelikle sağlığı bozan etmenlerin iyi bilinmesi gereklidir.
İşyerlerinde sağlık üzerinde olumsuz etkiler yapabilecek çeşitli faktörler
bulunduğuna göre, bu faktörlerin neler olduğu ve işyeri ortamında hangi
düzeyde bulunduğu, işyerinde kaç kişiyi etkilemekte olduğu gibi özelliklerin
ortaya konması gereklidir.
İşte bu amaçla yapılması gereken işlemlerin tümüne "risk değerlendirmesi"
denir. Bu değerlendirmeler sonucunda işyerinde alınacak önlemler ve bu
amaçla yapılması gereken düzenlemeler ise "risk yönetimi"
olarak adlandırılmaktadır. Görüldüğü gibi risk değerlendirilmesi teknik bir
çalışma gerektirir; risk yönetimi ise yönetsel ve bir anlamda politik bir
yaklaşımdır [1].
İş sağlığı ve güvenliği konusunda; işçi örgütü sendikaların da devletin ve
işverenlerin yanında kendilerine düşen görevleri yerine getirmeleri gerekir.
İşçilerin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyma konusunda eğitilmesi ve
bilinçlendirilmesi geniş ölçüde (işverenlerin yanında) sendikaların da
eğitim görevlerini yerine getirmeleri ile sağlanabilir.
Sendikalar Yasasının 44 üncü maddesi, "işçi sendikaları gelirlerinin en az
yüzde onunu üyelerinin eğitimi ile mesleki bilgi ve tecrübelerini artırmak
için kullanmak zorundadırlar" demektedir.
Türkiye'de iş güvenliği denilince akla hemen iş kazaları gelmektedir.
Gerçekten de iş kazaları iş sağlığı alanındaki en önemli sorunlarımızdan
biridir. Dünyada, çalışma hayatında istihdam edilen 2.8 milyar kişinin her
yıl 125 milyonu iş kazasına uğramakta ve meydana gelen iş kazaları sonucu
220 bin kişi yaşamını yitirmekte, 75.000 kişi de sakat kalmaktadır. Dünyada
bugüne kadar sakat kalan işçi sayısı 500 milyon kişidir.
Ülkemizde ise,
2002 yılı sonu itibariyle, toplam istihdam edilen 6 milyon çalışan üzerinde
yapılan istatistik sonucunda; 72.344 iş kazası meydana gelmiş, bu kazalar
sonucunda, 878 kişi hayatını kaybetmiş, 2087 kişi de sakat kalmıştır.
2003 yılı sonu itibariyle, 76.668 iş kazası meydana gelmiş, bunlardan
811 kişi hayatını kaybetmiş, 440 işçi meslek hastalıklarına yakalanmıştır.
2004 yılı sonu itibariyle de, ülkemizde 83.830 iş kazası meydana gelmiş
olup, Bu kazalar sonucunda 841 kişi yaşamını yitirmiş ve 1421 kişi de
sürekli iş göremez duruma gelmiştir.
Bu istatistiki veriler gösteriyor ki, ülkemizde her gün ortalama 200 iş
kazası meydana geliyor ve günde 3 kişi yaşamını yitiriyor. SSK
İstatistiklerine göre ülkemizde meydana gelen toplam iş kazalarının % 31'i
1-3 işçinin çalıştığı küçük ölçekli işyerlerinde; % 65 'i de işçi sayısının
50 ve altında olduğu işyerlerinde meydana gelmiştir. Zaten ülkemizde 50 ve
daha fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı toplam işyeri sayısının % 2'sini
teşkil etmektedir. Bu sayılar iş kazalarının önlenmesi için seçilmesi
gereken hedef işyerleri hakkında önemli ip uçları vermektedir. Ayrıca
ülkemizde her yıl üretim açısından yüz binlerce iş günü kaybı meydana
gelmekte ve ortalama GSMH'nın % 5'i iş kazaları nedeniyle heba olmaktadır.
Aslında ülkemizdeki kayıt dışılığı da hesaba katacak olursak bu rakamlar
daha yukarılarda düşünülebilir. Çünkü ülkemizde kayıt dışılık % 53 'tür.
Yapılan istatistiklere göre kayıt dışılık ağırlıklı olarak küçük ve orta
ölçekli işyerlerinde görülmektedir ve iş kazaları da ağırlıklı olarak küçük
ve orta ölçekli işyerlerinde meydana gelmektedir.
2002 yılı rakamlarına göre Avrupa'da meydana gelen iş kazalarında 5500 kişi
yaşamını yitirmiştir. Avrupa ülkelerinden Almanya'da toplam 48 milyon
çalışandan iş kazası sonucu 715 kişi yaşamını yitirmiş, Hollanda da ise, 7
milyon çalışandan 91 kişi iş kazası sonucu yaşamını yitirmiştir. Ülkemiz ile
bu iki ülkeyi bu anlamda kıyasladığımız zaman, aramızda yaklaşık on kat
aleyhimize fark bulunmaktadır.
Yapılan inceleme ve araştırmalar iş kazaları ve meslek hastalıklarının
tamamına yakınının gerekli önlemlerin alınması suretiyle önlenebileceğini
göstermektedir.
Öyleyse, iş kazaları ve meslek hastalıkları kader değildir.
İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek ödemekten daha insancıl ve
ucuzdur.
Uluslar arası Çalışma Örgütü İLO' ya üye ülkeler arasında yapılan
araştırmada, iş kazalarının yaklaşık % 20'sinin makine ve tesislerden, %
79'unun güvensiz hareketlerden, % 1'nin ise önlenemez kazalar olduğu tespit
edilmiştir.
Makine, tesis ve donanımlardan meydana gelen kazaların büyük bir bölümü
önlenebilir kazalardır.
Peki, iş kazalarının büyük çoğunluğunun meydana geldiği güvensiz hareketler
nasıl önlenebilir ? Avrupalı düşünür Cervantes diyor ki, "nedeni yok edin
sonuç ortadan kalkar". Buradaki neden ise, ancak eğitim ile yok edilebilir.
Sağlık ve güvenlik sosyal gelişmenin en temel öğesidir. Bir toplumda gerçek
anlamda iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanabilmesi için o toplumda her şeyden
önce "iş güvenliği bilincinin" oluşması gerekir.
Bunun için de, toplumdaki bireylerin sağlıklarını koruma ve geliştirme ile,
güvenliklerine önem verme bilincine erişmeleri için güvenlik kültürünün
anaokulu döneminden itibaren aşılanması gerekir.
Anayasada, Yasalarda ve tüm iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında getirilen
hukuki güvence mekanizmaları ne kadar iyi düzenlenmiş olursa olsunlar,
ilgili tüm çevre ve kişiler de bu güvenceleri korumak ve işletmek konusunda
yeterli bir bilinç oluşturulamamışsa kağıt üzerinde kalan temenniler
olmaktan başka bir anlam taşımazlar.
Bu nedenle, başta işçiler olmak üzere işverenlerin, ilgili işveren
vekillerinin, işyeri hekimlerinin, sağlık personelinin, iş güvenliği
mühendislerinin, işyeri sağlık ve güvenlik temsilcileri ile sendika
temsilcilerinin, iş güvenliği müfettişlerinin "iş sağlığı ve güvenliği"
konusunda eğitilmeleri sağlanmalıdır.
O halde görev bellidir. Yeni bin yıla girerken, eğitim yoluyla sağlıklı
çalışan ve güvenli işyeri oluşturmak ve bunun sonucunda nitelikli iş gücüne
ve yüksek verimliliğe ulaşmayı başarmaktır.
"Kaza geliyorum demez" sözünü "Kaza geliyorum der" sözüyle değiştirmek
gerektiğine inanıyorum.
________________________________
[1] BİLİR, Nazmi, İş Sağlığı ve Güvenliğinde Çağdaş Bir Yaklaşım: Risk
Değerlendirilmesi ve Risk Yönetimi, İSG Dergisi, sayı 25, Yıl:5 Mayıs
Haziran 2005, s.9
|